‘Zeytin Dalı’ndan talan ve yağma çıktı

24 Eyl 2021

ÖSO gruplarının Efrîn’deki talanı aslında IŞİD’in Palmira’da sergilediği vandallıktan geri kalır değildi. Ama dünya, IŞİD’e gösterilen tepkinin yarısını bile Ayn Dara ya da El-Nabi Hori’deki yağma için göstermedi 
 

Tarih talanından söz edince konuyu sadece Türkiye sınırlarıyla kısıtlı olarak ele almak doğru olmaz. Sınırın ötesi de var... IŞİD’in Musul’dan çıkıp bütün bölgede terör estirdiği günlerde Palmira Tapınağı’nda gerçekleştirdiği vandallık, bütün dünyanın tepkisini çekmiş, yayınlanan yıkım görüntüleri herkesin içini acıtmıştı. Ama Kuzey ve Doğu Suriye’deki tarih talanı, IŞİD’in Kürtler tarafından ezilmesinden sonra da sürdü ve nedense dünya özellikle Efrîn’de olup bitenlere o kadar da büyük bir tepki göstermedi. Oysa Türkiye’nin trajik bir şekilde ‘Zeytin Dalı Harekâtı’ adını verdiği operasyonun ardından Efrîn’de yapılanlar, IŞİD vahşetinden çok farklı değildi. 

18 Mart 2018’de Türkiye’nin desteklediği ÖSO güçlerinin kontrolüne geçen kentten yüz binlerce kişi göç etmiş, Kürtlere ait ev, iş yerleri, mal ve mülkleri talan edilmişti. İki yıl sonra Efrîn İnsan Hakları Örgütü’nün yayımladığı raporda, Efrîn’de yağmalama, adam kaçırma, fidye ve cinayetlerin yanı sıra tarihi, kutsal yerlerin tahrip edildiği ve paha biçilmez tarihi eserlerin yurt dışına kaçırıldığını gözler önüne serildi. Raporda yer alan bilgilere göre; ÖSO’ya bağlı gruplar Efrîn’de 42 tarihi yer, arkeolojik höyük ve kutsal mekânda hazine aradı, tahrip veya talan etti. Bu yerlerden alınan 20 bin tarihi parça çalınarak yurt dışına çıkarılıp satıldı.

Efrîn İnsan Hakları Örgütü’nün rapor ile birlikte yayımladığı fotoğraflar, Ayn Dara ve Cindirês höyüğü, Hurriler döneminden kalma tarihi kalede çok sayıda tarihi eserin tahrip edildiğini gösterirken, yağmalamanın boyutunun ne kadar büyük olduğunu gözler önüne seriyor.  

Bazalt Aslan ne oldu?

Aynı süreçte Suriye İnsan Hakları Gözlemevi (SOHR), M.Ö. 1300-700 yıllarında Hititler tarafından yapıldığı tahmin edilen Ayn Dara Tapınağı’nın soyulduğunu ve paha biçilmez değerdeki Bazalt Aslan Anıtı’nın ortadan kaybolduğunu bildirdi. Efrîn’deki tapınakla ilgili gerçeği, Suriye’nin kuzeyindeki antik eserlere yapılan saldırıların belgelenmesi konusunda uzmanlaşmış olan Efrîn Tarihi Eserler Konseyi Üyesi Arkeolog Salih el Din Senno ortaya çıkardı. Senno, TSK ve ÖSO grupları şehre girmeden önceki döneme ait hava fotoğraflarıyla son hava fotoğraflarının karşılaştırmasına dayanarak Bazalt Aslan’ın yok olduğunu belirledi. Senno, ÖSO’nun bölgeyi askeri alana çevirmesinden beri kentin Efrîn sakinlerine kapalı olduğunu belirtti.

Binlerce yıllık tarihi var

Geç Hititler dönemine ait olduğu belirtilen Ayn Dara Tapınağı’nın M.Ö. 1300 ile 700 yılları arasında inşa edildiği düşünülüyor. Tapınağın adı ise Efrîn’de bulunan bir köyden geliyor. Tapınakla ilgili teorilerden biri buranın Akad mitolojisinde bereket, aşk ve savaş tanrıçası olan İştar için inşa edildiği yönünde. Suriye Tarihi Eserler İdaresi’ne göre bu tapınak, “M.Ö. birinci bin yıl içerisinde Suriye’de Aramiler tarafından inşa edilmiş olan en önemli anıtlar” arasında yer alıyordu. Türkiye’nin Efrîn operasyonu sırasında tapınak ağır hasar görmüş, o zaman da Arkeolog Senno, Ayn Dara’nın yüzde 40 ile 50’sinin zarar gördüğünü söylerken, “Hasar giriş bölümünde başladı ve iç alanlara da uzandı. Efsanevi hayvanların heykelleri, tapınak muhafızları ve tanrıları simgeleyen diğer heykeller paramparça oldu. Parçalanan heykellerin parçaları 100 metrelik bir alana yayılmıştı” demişti.

29 Ocak 2018 ve 21 Ağustos 2019 tarihli iki ayrı fotoğrafı karşılaştıran Senno, sadece Bazalt Aslanı’nın değil, bir bütün olarak tapınağın hasar gördüğünü ve çeşitli parçaların kaybolduğunu ortaya koyuyor.

İnternet satışı bile var!

Türkiye destekli silahlı gruplar, Efrîn’e yerleştiklerinden beri kaçakçılık işine el atmış durumda. SOHR’un verdiği bilgiye göre, tarihi M.Ö. 280’e kadar uzanan El-Nabi Hori bölgesi de ÖSO’nun yağma alanlarından biri. SOHR, özellikle Şukr El Şam grubunun cam, porselen, seramik, mozaik resim gibi malzemeleri buldozerlerle imha ettiğini belirledi. Ancak bir yandan da Facebook üzerinden mozaik satışı ilanları verilmeye başlandı. 6 Kasım 2019’da, üç mozaik ve diğer eserlerin resimlerini içeren Facebook sayfaları yayınlandı. 

Yerel kaynaklar SOHR’ye El-Nabi Hori, Kharabi Raza ve Kakhera gibi yerlerin soyulduğunu ve ÖSO’cuların orijinal resimler yerine sahte resimler koyduğunu söyledi. Yine yerel kaynaklara göre, El-Nabi Hori sahasında bulunan eserler çalındı ve bu  bölgedeki eserleri tespit etmek için kazma makineleri ve karmaşık ekipmanlar kullanıldı, mozaik resimler ise aracılarla Türkiye’ye götürüldü. Ayrıca SOHR, ‘Sultan Murad’ grubunun da Halep’in kuzeydoğusundaki Bulbul bölgesinde kazı çalışmaları gerçekleştirdiğini belirledi. 

Kültürü yok ediyorlar

Efrîn’deki tarih yağması üzerine NPA ajansının geçtiği haberlerde de Şerawa’daki El-Ziyara kentinin Belediye Başkanı İmad Ahmad, “Efrîn’in bombalanması sırasında ve sonradan konuşlanan ÖSO fraksiyonlarının faaliyetleri nedeniyle tarihin yok edildiğini” söyledi. Tarih araştırmacısı Abdülkadir Deeb ise silahlı grupların amacının, Suriye’nin eski eserlerini çalmak ve bölgenin kültürel kimliğini yok etmek olduğunu belirtti. Suriye Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü, temmuz ayında uluslararası örgütlere çağrı yaparak kültürel mirasın korunmasını talep etmişti.

IŞİD: Tahrip değil ticaret

IŞİD’in, DSG tarafından yenilgiye uğratılmasından sonra ortaya çıkan gerçekler şok ediciydi. UNESCO Dünya Mirası listesinde yer alan Palmira’nın havaya uçurulması dâhil tarihe karşı çok sayıda suç işleyen IŞİD, ticareti de elden bırakmadı. IŞİD’in tarihi eserleri parçalama görüntülerinde yer alan eserlerin asıllarının kopyası olduğu, orijinal eserlerin ise özenle paketlenerek, sınıflandırılarak satıldığı belirtildi. “IŞİD’in kamuoyuyla dalga geçtiğini” belirten Interpol’den Corrado Catesi’nin aktardığına göre “müzelik” düzeydeki kimi parçalar “bazı zengin koleksiyoncuların siparişi üzerine” çalındı. Çoğu eserin Türkiye ve Lübnan üzerinden gönderildiği belirtilirken, UNESCO’dan Edouard Planche, “2018 yazında, Uruguay’ın Montevideo şehrinde el konulan 300 adet çalıntı arkeolojik nesnenin arasında Palmira’dan gelen üç parça da bulunduğunu” kaydetmişti. 

Hâlâ devam ediyor

Efrîn’deki yağma daha sonraki süreçte de devam etti. Aralık 2020’de açıklama yapan Efrîn Bölgesi Arkeoloji Müdürlüğü, ÖSO üyeleri tarafından bölgedeki Kitix höyüğünün talan edildiğini, tamamen yıkılan höyükteki tarihi parçaların kaçırıldığını belirtti. Yetkililer, kent merkezi ile Raco ve Şiyê ilçeleri arasında bulunan tarihi Kitix höyüğünde, iş makineleriyle kazı yapıldığını söyledi. Yetkililer, Temmuz 2019’da edindikleri verilere göre ise höyükteki Akropolis adlı tepeyi de kapsayan 18 bin metrekarelik alanın tahrip edildiğini ve bölgedeki çok sayıda zeytin ağacının da kesildiğini ifade etti.

Hırsızlık listesi uzadıkça uzuyor

Efrîn İnsan Hakları Örgütü’nün yayımladığı rapora göre tahrip edilen ve UNESCO listesinde yer alan, yağmalanan tarihi ve dini yerler şu şekilde:

1- Ayn Dara Tapınığı

2- Şera ilçesindeki Hurri Kalesi  

3- Qestel Cindo’daki Êzidîlere ait kutsal Şêx Hemîd Türbesi

4- Şera ilçesindeki Êzidîlere ait Baflûnê Türbesi

5- Şera ilçesindeki Qere Curên Türbesi 

6- Şera ilçesindeki Şînka Türbesi

7- Şera ilçesindeki Nurîr Dersimî ve eşinin yer aldığı Şêx Henan Türbesi

8- Efrîn’in Xelnêrê  köyündeki Saraqizê Türbesi

9- Cindirês ilçesi Kanî Gewrkê köyündeki Şêx Ebdulrehman Türbesi

10- Îska köyünün mezarlığı  

11- Şera ilçesindeki Hurriler döneminden kalma antik tiyatro

12- Şera/Dêr Siwanê höyüğü

13- Şera/Girê Ereb Şêxo höyüğü

14- Şera/Kefer Romê höyüğü

15- Parsexatûnê Dağı

16- Omera-Berava köyündeki höyükler

17- Qîbarê köyü  

18- Stêr köyü höyüğü

19- Cindirês/Hemamê köyünde bir tarihi taş

20- Reco/Elbîskê köyü

21- Cindirês/Kora köyündeki tarihi kuyular

22- Reco’daki Meydan Ekbes höyüğü   

23- Cindirês’in Sîdankê köyündeki tarihi yerler

24- Cindirês’in Kora köyündeki Elotê kuyusu

25- Reco/Gewinda köyündeki Şêxmûs Türbesi  

26- Reco Sêmalka höyüğü  

27- Cindirês/Çobana köyü Xeraba Elo harabeleri

28- Cindirês/Qurbê köyü harabeleri

29- Cindirês’deki tarihi höyük askeri ve helikopter pistine çevrildi  

30- Şiyê/Turmîşa köyündeki Xeraba Reza harabeleri

31- Ziravkê höyüğü

32- Mabeta/Ereba köyü harabeleri

33- Efrîn/Eyn Hecerê köyü höyüğü  

34- Mabeta/Girê Kitix höyüğü

35- Mabeta/Girê Durumiyê höyüğü

36- Mabeta/Gemrûkê köyü höyüğü

37- Bilbilê/Yexmûr Dada Türbesi  

38- Bilbilê/Ebîdanê höyüğü

39- Şêrewa/Beradê höyüğü  

40- Şêrewa/Kîmarê köyü harabeleri

41- Şêrewa/Birc Ebdalo köyü harabeleri  

42- Şêrewa/Tarihi Duderî mağarası

Kutlu Adalı ve St. Barnabas Müzesi

14 Mart 1996 akşamı, maskeli ve silahlı yaklaşık 15 kişi ikisi beyaz Toros, biri kırmızı Isuzu Jeep, ötekisi Vitara marka olmak 4 sivil araçla St. Barnabas Müzesi’ne gelmiş ve üç nöbetçiyi saf dışı edip bir odaya kilitledikten sonra içeriye girmişti. İddiaya göre gelenler, “trilyonlarca liralık ikonaların korunduğu” müze dışında bulunan St. Barnabas’ın mezarını kazarak 12 basamak aşağıya inmiş ve aranan her neyse alındıktan sonra müze terk edilmişti.

Olay çok açıkça askeri bir birlik tarafından yapılmıştı ve gazeteci Kutlu Adalı da gazetesinde açıkça failin Sivil Savunma Teşkilatı olduğunu yazıyordu. Öne sürülen iddialardan biri, 1974 savaşı sırasında binbaşı olan ve sonradan general olarak emekliye ayrılan bir subayın Rumlardan gasp ettiği altın ve mücevherlerin çıkartılıp uçakla Türkiye’ye götürüldüğü yönündeydi. Bir başka iddia ise kayıp St. Barnabas İncillerinden birinin çalınmasıydı.

Adalı, sorular soruyor, cevaplar istiyordu. Özellikle 23 Mart tarihli yazısı, zehir zemberekti ve artık tehditler gelmeye başlamıştı. Çok sonraları, 2003’te Adalı’nın eşi İlkay Adalı, o günlerde bizzat General Galip Mendi’nin Yeni Düzen Gazetesi’ni arayarak tehdit ettiğini iddia edecekti. 

Böylece 6 Temmuz gününe gelindi ve Adalı, evinin önünde öldürüldü. Sedat Peker’in iddiasına göre önce kendisine teklif edilen, sonra da Korkut Eken ekibi tarafından gerçekleştirilen cinayetle ilgili ciddi hiçbir araştırma yapılmadı, balistik raporları bile ortada yoktu. Adalı’nın eşi İlkay Adalı’nın açtığı dava sonucu AİHM, 31 Mart 2005’te, cinayet hakkında yeterli ve inandırıcı araştırma yapılmadığı gerekçesiyle Türkiye’yi mahkûm etti. O dönem KKTC Güvenlik Kuvvetleri Komutanı olan, daha sonra da Jandarma Genel Komutanlığı yapan Mendi’nin, AİHM yargıçlarına söyledikleri ise çok ilginçti: “St. Barnabas olayı, Kutlu Adalı Bey’in vefatından yanılmıyorsam üç ya dört ay önce basına yansıyan, size göre bir ‘olay’dı, bana göre bir faaliyetti. (...) Saint Barnabas, o dönem Barış Kuvvetleri Komutanlığı’mızın yaptığı huzura yönelik, teröre yönelik faaliyetlerden bir tanesiydi.”


Etiketler : Efrin zeytinleri, zeytin bahçeleri, Afrin zeytin, Zeytin talanı, M. Ender Öndeş,