İstanbul Sözleşmesi’nin dikkat çeken 3 maddesi

14 May 2021

Türkiye’de kadın katliamlarının boyutunun ayyuka çıktığı bir dönemde imzalanan İstanbul Sözleşme’nin ilk 3 maddesini amaç, kapsam ve tanımlamalara odaklanırken, taraf devletlere de 4 temel sorumluluk yüklüyor

Kadınların şiddete karşı uzun yıllar süren mücadelesinin bir sonucu olan İstanbul Sözleşmesi’ni bir “müjde” olarak duyuran AKP, 2019’da Sözleşme’yi “aile yapısını sarstığı” iddiasıyla hedef aldı. Mevcut zamanda dahi Sözleşme'yi uygulamayan AKP-MHP iktidarı, "aile yapısı"nı Sözleşme’ye karşı bir "antipropaganda" aracı olarak kullanması tepkilere neden oldu. Sözleşmeden ilk çekilen ülke Türkiye oldu. İstanbul Sözleşmesi'ne ilişkin dosya hazırlayan Jin News'in dosyasının bu bölümünde Sözleşme’nin maddelerini ele aldı. Türkiye’de kadın katliamlarının boyutunun ayyuka çıktığı bir dönemde imzalanan Sözleşme’nin ilk 3 maddesini Jin News'ten Nişmiye Güler hazırladı.

1. Madde

Sözleşmenin ilk maddesinde amaca yoğunlaşıldı. Buna göre Sözleşmenin amacı 1’inci maddede şöyle sıralandı:

a) Kadınları her türlü şiddete karşı korumak ve kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti önlemek, kovuşturmak ve ortadan kaldırmak;

b) Kadına karşı her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasına katkıda bulunmak ve kadınları güçlendirmek de dahil olmak üzere, kadınlarla erkekler arasında önemli ölçüde eşitliği yaygınlaştırmak;

c) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin tüm mağdurlarının korunması ve bunlara yardım edilmesi için kapsamlı bir çerçeve, politika ve tedbirler tasarlamak;

d) Kadına karşı şiddeti ve aile içi şiddeti ortadan kaldırma amacıyla uluslararası işbirliğini yaygınlaştırmak;

e) Kadına karşı şiddet ve aile içi şiddetin ortadan kaldırılması için bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi maksadıyla kuruluşların ve kolluk kuvvetleri birimlerinin birbiriyle etkili bir biçimde işbirliği yapmalarına destek ve yardım sağlamak.

Birinci maddede ayrıca Sözleşme hükümlerinin taraflarca etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak amacıyla özel bir izleme mekanizması kurulması da güvence altına alındı.

Sözleşme uygulansaydı Özgecan, yaşıyordu

Sözleşme’nin ilk maddesinde amaç oldukça net bir biçimde yer alıyor. Taraf devletlere kadınların her türlü şiddetten korunması, şiddetin önlenmesi, kovuşturma ve bütüncül politikalar geliştirmesi için sorumluluklar verildi ve bunları hayata geçirmesi istendi. Resmi rakamlara göre Türkiye’de 2002-2009 yılları arasında 4 bin 289 kadın katliamı yaşanırken, Sözleşme’nin imzalanmasından 2020’ye kadarki süreçte ise 2 bin 490 kadın katledildi. Bu veriler değişiklik gösterse de kesinliği ve nasıl toplandığı, kuşkusuz tartışma konusu, ancak İstanbul Sözleşmesi’nin şiddetle mücadeledeki etkisi azımsanmayacak boyutta.

Türkiye, Sözleşme’nin yürürlüğe girdiği 2014’ten sonra aslında birinci maddenin birçok gereğini yerine getirmedi. Kadınları şiddetten korumak ve şiddeti önlemek bir yana dursun, yargılamalarda failin aklanması için büyük çabalar sarf edildi. Yargı makamları adeta faillerin sırtını sıvazladı. 2014 yılında yürürlüğe giren Sözleşme’nin ilk maddesinde yer alan hükümlerin tamamı uygulansaydı 2015’te Özgecan Aslan katledilmemiş olacaktı örneğin… Eskişehir’de boşandığı Yalçın Özalpayh tarafından 11 Ekim 2019’da katledilen Ayşe Tuğba Arslan’ın katledilmeden önce 23 kez suç duyurusunda bulunduğu ortaya çıktı. Ayşe’nin fail hakkında aldırdığı uzaklaştırma kararına rağmen failin tehdit ve hakaretleri sürdü. Ayşe yine korunmayarak katledildi..

2. Madde

Sözleşmenin 2’nci maddesinde ise kapsama dair ifadelere yer verildi. Buna göre Sözleşme’nin kapsamı şu şekilde:

1- Bu Sözleşme, aile içi şiddet de dahil olmak üzere, kadınları orantısız bir biçimde etkileyen, kadına karşı her türlü şiddet için geçerli olacaktır. 

2- Taraflar bu Sözleşmeyi tüm aile içi şiddet mağdurları için uygulamaya teşvik edilir. Taraflar bu Sözleşmenin hükümlerinin uygulanmasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddetin kadın mağdurlarına özel olarak dikkat göstereceklerdir.

3- Bu Sözleşme, barış zamanında ve silahlı çatışma durumlarında geçerli olacaktır.

Şiddet sarmalı

Sözleşme’nin 2’nci maddesi de Türkiye’nin çekince koymadığı, ancak uygulamamakta ısrarcı olduğu maddelerden biri. Maddede, aile içi şiddete vurgu yapılırken, şiddete uğrayan kadına özel olarak dikkat edilmesi gerektiği ifade ediliyor. Maddenin uygulanmadığı yönündeki örneklerden birini 1 Haziran 2020’de Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı duyurdu. Mor Çatı sosyal medyada yaptığı paylaşımda, “Şiddet uygulayan kocasından uzaklaşabilmek için karakola giden bir kadın sığınağa yönlendirilmiş fakat karakolda çalışan, kocasının arkadaşı komiser tarafından sığınağın yeri kocası ile paylaşılmıştır. İlgili yönetmelikte belirtildiği üzere sığınakların adresi, telefon numarası, kadınların, çocukların ve sığınak çalışanlarının kişisel bilgilerinin gizli tutulması esastır. Bütün ilgililer bu gizliliğin korunmasından sorumludur. Görev ihlali yapan, gizliliği ihlal eden personel hakkında işlem yapılmalıdır” dedi.

Benzeri örnekler öncesinde de sıklıkla yaşandı. Kadınlar ya şiddet failleriyle uzlaştırılmak istendi ya da şikayette bulundukları karakollardan evlerine geri gönderildi.

2015-2016 yıllarında unutuldu

2015-2016 yılları arasında Kürt illerinde çatışmalı bir süreç yaşandı ve sokağa çıkma yasakları ilan edildi. Bu süreçte de İstanbul Sözleşmesi unutuldu. Kadınlar kameralar önünde üstlerini çıkarmaya zorlandı, cenazelere tecavüz edildiği haberleri çıktı, yine mahallelerde polis ve askerlerin kadınlara tecavüzde bulunduğu basında yer aldı, kadınların yatak odalarına girilip bozkurt işareti yapılarak poz verildi, duvar yazılamalarında cinsiyetçi her türlü küfür yazıldı, asker ve polisin girdiği evlerde prezervatifler bulundu. Bu veriler sivil toplum örgütü ve siyasi partilerin raporlarına da yansıdı. Yine en önemlisi onlarca kadın ve çocuk o süreçte polis ve askerler tarafından katledildi. İşte bu süreçte Sözleşme yürürlükte idi…

3. Madde

Sözleşmenin 3’üncü maddesinde ise amaç bakımından tanımlara yer veriliyor:

a) “Kadına karşı şiddetten”, kadınlara karşı bir insan hakları ihlali ve ayrımcılık anlaşılacak ve bu terim, ister kamu ister özel yaşamda meydana gelsinler, söz konusu eylemlerde bulunma tehdidi, zorlama veya özgürlüğün rastgele bir biçimde kısıtlanması da dahil olmak üzere, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik zarar ve acı verilmesi sonucunu doğuracak toplumsal cinsiyete dayalı tüm şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır;

b) “Aile içi şiddet”, eylemi gerçekleştiren, mağdurla aynı ikametgahı paylaşmakta olsun veya olmasın veya daha önce paylaşmış olsun veya olmasın, aile içinde veya aile biriminde veya mevcut veya daha önceki eşler veya birlikte yaşayan bireyler arasında meydana gelen fiziksel, cinsel, psikolojik veya ekonomik şiddet eylemleri olarak anlaşılacaktır;

c) “Toplumsal cinsiyet”, herhangi bir toplumun, kadınlar ve erkekler için uygun olduğunu düşündüğü sosyal anlamda oluşturulmuş roller, davranışlar, faaliyetler ve özellikler olarak anlaşılacaktır; 

d) “Kadınlara karşı toplumsal cinsiyete dayalı şiddet”, bir kadına karşı, kadın olduğu için yöneltilen veya kadınları orantısız bir biçimde etkileyen şiddet olarak anlaşılacaktır;

e) “Mağdur”, a ve b fıkralarında belirtilen davranışlara maruz kalan herhangi bir şahıs olarak anlaşılacaktır; 

f )“Kadın” terimi, 18 yaşından küçük kızları da kapsayacaktır.

Hükümetten kendine göre tanımlıyor 

Sözleşmenin 3’üncü maddesinde üzerinde mutabık kalınan tanımlar yer alıyor. Sözleşmeden sonra kadın örgütleri bu tanımlar üzerinde oldukça durdu ve gündemine koydu. Fakat hükümet bu tanımları tanımaktan imtina etti. Öyle ki Sözleşme’yi tartışmaya açtıktan sonra “erkek şiddeti” ve “erkek cinayeti” gibi akla ziyan tanımlar geliştirdi. Yine “mağdur erkek” tanımı ile nafaka tartışmalarının olduğu süreçte çokça karşılaştık. “Toplumsal cinsiyet” tanımı ise son 2 yıldır hedef alarak reddetmek için büyük çaba sarf ettiği kavramlardan. 2019 yılında Yükseköğretim Kurumları Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Projesini sonlandırdığını duyuran YÖK Başkanı Yekta Saraç, yeni müfredatın “toplumsal cinsiyet eşitliği” değil, “adalet temelli kadın çalışmaları anlayışı” ile belirleneceğini söylemişti. 

İSTANBUL


Etiketler : İstanbul Sözleşmesi,