Kuzey ve Doğu Suriye’ye operasyon: Kırk katır mı, kırk satır mı?

18 Eki 2021

Abdulmelik Ş. Bekir*

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan geçen hafta yapılan Bakanlar Kurulu toplantısından sonra Kuzey ve Doğu Suriye’ye yeni bir operasyon yapacağının işaretini verdi. Ardından Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Savunma Bakanı Hulusi Akar tamamlayıcı denilebilecek beyanatlarda bulundu. Öyle anlaşılıyor ki, Erdoğan ve kabinesi Kürtlere karşı yeni bir saldırı planını konuşmuş ve iş bölümünü yapmış.

Erdoğan açıklamasında gerekçe olarak 7 Ekim tarihinde iki özel harekat polisinin yaşamını yitirmesi ve Karkamış’a birkaç roketin atılmasına tahammüllerinin kalmamasını gösterdi. Oysa daha geçen yıl Rusya, İdlib’de Türk üslerini vurmuş ve 60’ı aşkın asker yaşamını yitirmişti. Buna rağmen Erdoğan bir hafta sonra Rusya’ya gidecek kadar tahammülkar davranmıştı. Karkamış’a roket düşmesi de uzun bir süredir vaka-ı adiyeden sayılır olmuş. Dolayısıyla gerekçe Suriye’de olanların yarattığı tahammülsüzlük değil, aksine içeride yaşananların yarattığı sıkışmışlık ve çıkmazdır.

İktidarın artık ülkeyi yönetmediği epeydir ayyuka çıktı. Erdoğan’a kendi tabanı bile artık güven duymuyor. Çevresinde oluşan çıkar grupları da aynı fikirde. Yenilginin ayak seslerini duyuyorlar ve buna göre pozisyon alma arayışına girdiler. Kimileri sessizce uzaklaşıyor, kimileri karşıt pozisyona sürükleniyor, kimileri ise yarına olacaklara hazırlık babında ayaklarının yerini yapmak için eleştirel bir duruş alıyor.

DEVA ve Gelecek partilerinin kuruluşu, Sedat Peker’in ifşaatları, TÜGVA kayıtlarının sızdırılması, uzun yıllardır AKP içinde bulunan insanların giderek eleştirel dile kayması, farklı kanatların birbirleriyle yaşadığı kavgalar, iktidarın çözülmesinin farklı veçheleri olarak yaşanıyor. Aynı zamanda ortağı MHP ile iktidar paylaşımı üzerinden ciddi bir gerilim içinde. Muhalefeti karşı karşıya getirme ve buradan kendine yeni müttefikler edinme çabaları sonuçsuz kaldı. Kendi tabanını dahi söylem ve politikalarına inandırmaktan aciz hale gelmiş, attığı her adım ayağına dolanıyor.

Şuursuzca atılan adımlar ekonomik, siyasi ve toplumsal krizi derinleştirmekten başka sonuç vermiyor. Kurduğu cümlenin sonu başıyla çelişir halde. Söylemleri bir şey söylemekten ziyade, bir şey söylememek üzerine kurulu. İşte bu ahval ve şerait içinde, içeriden bir şeyleri değiştirmekten umudunu kesen Erdoğan yönünü dışarıya çevirdi. Tekrar Yunanistan ile gerilimi artırmak ve Kuzey ve Doğu Suriye’ye operasyon yapmayı gündemine aldı. Bunu yapmaktaki amacı da tekrar Kürtlere saldırı üzerinden milliyetçiliği körükleyerek zemin bulabilirse seçime gitmektir.

Peki, Erdoğan yönetimindeki Türkiye yeni bir operasyon yapabilir mi?

Lafı dolandırmadan sorunun cevabını verelim: Yapamaz. Yaparsa da yaptığına pişman olur. Kendi bekası için yapmak zorunda, ancak bu zorunluluk aynı zamanda kendi mezarını kazması anlamına da gelebilir. Erdoğan ve ekibi de çıkmazın farkında. Yine de bir umut göle maya çalıyor, ya tutarsa.

Bu anlamda son bir haftadır Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik yapılan açıklamalarla nabız yoklamayı düşünüyor. Bunu yapmakla birkaç sonuç almak istiyor. Birincisi, Biden yönetiminin politikalarını test etmektir. Son dönemlerde ABD ve Rusya arasında Suriye’deki çözüme dönük yoğun bir trafik yürüdü. İki ülkenin diyaloğu Türkiye’nin Suriye’de bazı operasyonlar yapmasına ve Batı Suriye’de varlık göstermesine zemin sunan denge siyasetinin altına dinamit koydu.

Erdoğan’ın, şartları zorlayarak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu için New York’a gitmesi ve Biden ile görüşmeyi umut etmesinin sebebi de bir yönüyle bu vaziyetti. Ancak umduğunu bulamadı. Biden bir türlü randevu vermedi. Dengelere oynamanın işlememesinin yarattığı kaygıyla Erdoğan, diplomasi teamüllerini de zorlayan açıklamalarda bulunarak, adeta nispet yaparcasına daha New York’ta iken Rusya Devlet Başkanı Putin ile başa baş görüşme yapacağını ve çok farklı sonuçların alınacağını söyledi. Biden’a beni kabul etmezsen Putin’e giderim mesajını verdi. Tabii Biden’a yaptığı nispetin karşılığı da ağır oldu. Biden, Suriye politikasının sürdürülmesine ilişkin Kongre’ye gönderdiği mektupta Türkiye’yi çetelere yardım etmek ve ABD’nin ulusal güvenliğine zarar vermekle suçladı.

Erdoğan’ın durumu, “Merdi Kıpti şecaat arz ederken sirkatini söylermiş” deyiminde olduğu gibi, siyaset yaptığını zannederken bir hami aradığını dışavurdu. Eylül ayı sonunda Putin ile görüşmek üzere Soçi’ye gitti. Taviz ajandası oldukça genişti. Ancak gelişmelerin gösterdiği tavizkar pozisyonuna rağmen Erdoğan en azından temel gündemi olan Suriye konusunda istediğini alamadı. Böylece uzun bir süredir birçok çevrenin gördüğü ve söylediği, ancak Erdoğan’ın umutla ve ısrarla sürdürmek istediği denge siyasetinde karanın göründüğünü tekrar teyit etti.

Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyon söylemi bu çıkmazın dışavurumudur. Görüşme ve tavizlerle elde edilemeyeni askeri seçenekleri kullanarak ABD ve Rusya’ya emrivaki yaparak ölü denge siyasetini işler hale getirmeyi umuyor. Olur mu? Muhataplardan ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price, tüm taraflara ateşkes bölgelerine saygı göstermesi ve bu bölgeleri muhafaza etmesi çağrısı yaparak kırmızı ışık yaktı. Ton farkı olsa da Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergey Verşinin de Türkiye’yi Suriye’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı göstermesi uyarısında bulundu.

Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi de olası bir saldırıya sert karşılık vereceklerini açıkladı. Sahanın diğer aktörleri olan Suriye hükümeti ve İran da benzer açıklamalarda bulundu. Tüm bunlara rağmen Erdoğan girişimde bulunur mu? Kırk katır mı kırk satır mı meselesine geri dönmüş oluyoruz. İçeride hızla çözülen iktidar kendini buna zorunlu kılıyor. Can havliyle ya dışarıda bir maceraya girecek ya da içeriye dönerek benzer bir macerayı deneyecektir. Dışarısı için Doğu Akdeniz ve Kuzey ve Doğu Suriye şimdilik öncelediği alanlar. İçeride ise Kılıçdaroğlu ve diğer muhalefet liderlerinin gündeme getirdiği siyasi suikastlar konusu önemli.

Her iki cephede ise Kürtler temel hedef seçilmiş vaziyette. İçeride de dışarıda da Erdoğan milliyetçiliği kullanarak Kürtlere saldırı üzerinden yaşayacağı kesin olan yenilgisini engellemek istiyor. Zira Erdoğan içine düştüğü vaziyetin müsebbibi olarak Kürtlerin mücadelesini görüyor. Ancak ne yaparsa yapsın Erdoğan’ın girdiği yolun başarıya çıkan bir ucu yok. Önünde sadece yenilginin farklı tonları var. İzleyeceği politikalarla kendisine ve partisine daha faydalı, ülkeye daha az zarar veren bir yenilgiyi tercih edebilir.

Bu anlamda Erdoğan’ın eylül ayı başlarında 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile yaptığı görüşme önemli. Her ne kadar inkar edilse de böyle bir görüşme yapıldı. Nelerin konuşulduğu bilinmese de konusu biliniyor. Erdoğan, Gül üzerinden çıkış arıyor. Bu görüşme Erdoğan’ın yenilgiyi kabul etmeye meyilli olduğunun işaretidir. Doğrusu bu durum kendisi ve partisi hakkında en makul yollardan biri olabilir. Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik operasyonun acil gündeme alınması ya Gül’ün sonucu yenilgi olan bu yola tevessül etmediği ya da Erdoğan’ın denetimi kaybetmesinin sonucu olarak sarkaç misali uçtan uça savrulmasının yansımasıdır.

Seçim gündemi ısındıkça Erdoğan’ın zamanı daralıyor ve seçenekleri azalıyor. Çaresizlikle hiç beklenmedik maceralara girişebilir.

*Gazetekarınca’dan alınmıştır.

 


Etiketler : Kuzey ve Doğu Suriye, Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, AKP'li Cumhurbaşkanı Erdoğan, sınır ötesi operasyon, sınır ötesi,