Siyasal İslam çürürken

30 Eki 2020

Bir Çeçen göçmenin oğlu, 18 yaşındaki Abdullah Abuyedoviç Anzorov 16 Ekim’de bir Paris banliyösünde güpegündüz bir öğretmeni öldürdü. Hiç gitmediği okulun tarih, coğrafya ve yurttaşlık bilgisi öğretmeni Samuel Paty’yi “Allahuekber” naralarıyla bıçakladı. Başını kesti. Sonra Twitter hesabından Paty’nin kesik başının fotoğrafıyla Fransa Cumhurbaşkanı Macron’a bir tehdit mesajı yayınladı. Yolunu kesen polislerle çatıştı ve öldürüldü. Abdullah’ın yolu çoktan DAİŞ ile kesişmiş, kendisini “şehadet”e götürecek fırsatı kollar olmuştu; okulda Hazreti Muhammed karikatürlerini konuşmasını vesile bildi; Samuel öğretmeni de kendisiyle birlikte banliyönün ırk, din, sınıf, kültür, uygarlık çatışmalarının birbirinin içine katıştığı cadı kazanının içine çekip gitti...

Şimdi “İslam dünyası” sanki cinayeti maktul işlemiş gibi ayakta, sözüm ona. Pakistanı, Afganistanı, İranı, Libyası, El Ezheri, Hizbullahı, Talibanı, Haması -hiç kambersiz düğün olur mu- ve elbette başta Türkiye’nin Erdoğan’ı, hep beraber köpürüyorlar. Şişirme öfke selleri, palavradan boykotlar, yüksekten atışlar... “Hazreti Muhammed’i aşağılayan karikatürler” yüzünden incinen İslam vicdanından kopan samimi teessür bu biçimlere mi bürünür? Ne kimse öğretmenin hakikaten neden bu vahşete maruz kaldığını biliyor, ne de bir Allah’ın kulu bu kıyıcılığa ses ediyor. Siyasal İslam, “kafirleri” dilediği gibi “katletme hakkı”nı gürültüyle dünyaya ilan ediyor. Hepsi bundan ibaret.

Bu yaygara, kutuplaşmalarla yarılmış Türkiye siyasal manzarasında apansız engin bir konsensüse vücut verdi, ortak paydamıza kavuştuk nihayet. Meğer, Macron konuşmasında “İslam dünyası”nı aşağılamışmış. Hangi konuşmasında? Gürültü, cinayetin ardından koptuğuna göre, akla Macron’un 20 Ekim’de cenaze töreninde yaptığı konuşma geliyor. Ama, Macron o konuşmasına “Bu akşam terörizme götüren siyasal, radikal İslamcılıkla mücadele üzerine konuşmayacağım. Diyeceğimi çoktan dedim ve kötülüğün adını koydum.” diyerek başlıyor ve öyle de bitiriyor. Dolaylı olarak DAİŞ, El-Kaide ve türevlerini işaret ediyor ama konuşması genel olarak İslam din ve kültürüne dönük hiç bir ima içermiyor. 1

İslam ona inanlar kadar inanmayanlar için de insanlığın ortak kültür mirasının bir parçası ama DAİŞ’in bu kültüre dahil olduğunu kim iddia edebilir. “DAİŞ ve diğerleri tüm çağdaş muhalefet formlarının izlediği düşünce çizgisinin aksine, yeni bir dünya düzeni vaad etmiyor ve bunun için savaşmıyorlar. Onların vaadi ölümdür! Onlar, İslam inancını yapıbozuma uğratıp tadil ederek kurguladıkları, bu dünyadan öte dünyaya geçişe dair bulanık ideolojileriyle ‘şehadete’ hızlıca giden bir yol sunuyorlar.” 2

Anlaşılıyor ki, İslam oligarklarını hop oturtup hop kaldıranMacron’un 2 Ekim’de Les Mureux’de yaptığı başka bir konuşma. Esasen Macron o konuşmasında da “İslami bölücülük” olarak nitelediği Vahabilik, Selefilik ve İhvancılık fideliğinde büyüyen “İslami radikalizm”i hedef almış, özeleştirel bir yaklaşımla Fransa Müslümanlarının Cumhuriyet tarafından ihmal ve dışlanmasının onları bu akımların kucağına ittiğini dile getirmiş  ve siyasi İslamı tecride yönelik güvenlik stratejilerini açıklamıştı.3

Fransa, bunları uzay boşluğunda yapmadığına göre bu tedbirler elbette politik ve kültürel bir tartışmanın konusu olmayı hak ediyor ama bunların “İslama karşı” olup olmadığına neden ülke nüfusunun yüzde 5’ini oluşturan Fransa Müslümanları değil de, hepsinin ellerinde yurttaş ve dindaşlarının kanı olan İslam oligarkları karar veriyor?

Bu oligarklarda şu kadar izzeti nefs olsa, inançlarını Çin devletinin doktrinlerine göre yaşamaya rıza göstermeyen Şincan Müslümanlarının “yeniden eğitilsinler” diye kamp kamp gezdirilmesini üç kuruşluk menfaatleri için sineye çekerler miydi? Paris’te karikatürcülerin özgürlük hakkını savundu diye laikleri kurşuna dizen DAİŞ katillerine kol kanat germek için sokaklara dökülmek, siyasal İslam’ı Şincan’da inançları karikatürleştirilen Müslümanların çığlıkları karşısındaki sessizliğiyle çürüyüşünün azabından kurtaramayacak.

Ertuğrul Kürkçü

Ertuğrul Kürkçü


Etiketler : Ertuğrul Kürkçü,